Atçılık sektöründe sürdürülebilir genetik ilerleme ve ekonomik verimlilik için damızlık aygırların üreme kapasitesi büyük önem taşımaktadır. Fertilitenin değerlendirilmesi yalnızca ejakülat kalitesiyle sınırlı olmayıp; genel sağlık durumu, genital yapıların bütünlüğü, endokrin işleyiş ve cinsel davranışların birlikte incelenmesini gerektirmektedir. Bu çerçevede androloji, erkek üreme sistemini yapısal, işlevsel ve patolojik yönleriyle ele alarak aygırların üreme sağlığının bütüncül değerlendirilmesinde temel bir disiplindir.
Modern yetiştiricilikte kontrollü çiftleşmeler ile davranış ve işlev bozuklukları daha sık gözlenmektedir. Libido kaybı, erektil disfonksiyon, ejakülasyon bozuklukları ve saldırganlık gibi cinsel davranış problemleri, atlarda üreme başarısızlıklarının başlıca nedenleridir. Ancak bu problemlerin yaygınlığına dair epidemiyolojik veriler oldukça sınırlıdır. Bazı davranışsal sorunlar ise endokrin veya fiziksel hastalıklara ikincil olarak gelişebileceğinden, multidisipliner bir yaklaşım gerekmektedir1.
Fonksiyonel androlojik bozukluklar çoğunlukla çevresel stres etkenleri, öğrenilmiş davranışlar ya da hormonal dengesizliklerle ilişkilidir. Libido eksikliği, aygırın yeterli sürede cinsel uyarılmaya yanıt verememesi veya ejakülasyon gerçekleştirememesi şeklinde tanımlanırken; erektil disfonksiyon, yeterli uyarı olmasına rağmen penis ereksiyonunun oluşmaması veya sürdürülememesi durumudur2. Ejakülasyonla ilişkili bozukluklar ise anejakülasyon, spermiostazis, retrograd ejakülasyon, oligospermi ve ürospermi gibi alt gruplarda değerlendirilmektedir1,3,4. Tanı sürecinde davranış gözlemleri, ayrıntılı anamnez, fiziksel muayene, spermatolojik muayene ve çevresel faktörlerin değerlendirilmesi önemlidir.
Farmakolojik tedaviler sıklıkla düz kas kontraksiyonlarını uyaran ilaçları içermekte olup, libido ve çiftleşme davranışları üzerinde doza bağlı değişken etkiler gösterebilir. Bu nedenle, medikal tedaviler yalnızca davranışsal ve çevresel düzenlemelerin yetersiz kaldığı olgularda, dikkatli bir değerlendirme sonucu uygulanmalıdır. Performans atlarında ise istenmeyen aygır davranışları, öncelikle eğitimsel yöntemlerle kontrol altına alınmalı; gerekiyorsa hormonal ve farmakolojik destekler yardımcı olarak kullanılmalıdır1. Bu derlemede, aygırlarda görülen fonksiyonel androlojik bozuklukların nedenleri, klinik yansımaları, tanı yöntemleri ve güncel tedavi yaklaşımları kapsamlı şekilde incelenmiştir.
DÜŞÜK LİBİDO
Düşük libido, aygırın beklenen sürede yeterli ereksiyon aktivitesi gösterememesi veya ejakülasyon gerçekleştirememesi olarak tanımlanmaktadır2. At yetiştiriciliğinde karşılaşılan yaygın bir sorun olup; genellikle genç, deneyimsiz veya yeni ortama adapte olamayan aygırlarda görülmektedir. Deneyimli aygırlarda ise belirli kısrak, ortam veya bakıcılara karşı seçici davranış şeklinde ortaya çıkabilir5-7. Yeni bir çevreye veya farklı bakım koşullarına geçiş, aygırda stres, korku veya kaygı tepkilerine neden olarak cinsel davranışları baskılayabilmektedir. Bu tür durumlar, cinsel performansta geçici veya kalıcı düşüşlere yol açabilir1. Öte yandan, östrustaki kısraklara yakınlık ise libidoyu ve androjen düzeylerini artırabilir8.
Tanı sürecinde yaş, geçmiş deneyimler, stres faktörleri ve davranış örüntüleri dikkate alınmalı; gözlemler mümkünse video ile desteklenmelidir. Ayrıca hormonal analizler tanıya katkı sağlayabilir. Antianksiyete ilaçları, özellikle benzodiazepin türevleri, uygun eğitim ve östrustaki kısraklara tekrar tekrar maruz bırakılmalarına rağmen cinsel uyarılma göstermeyen ya da kısraklara karşı kafa karışıklığı ve saldırganlık sergileyen aygırların yönetiminde kullanılabilmektedir1,7. Bu amaçla, diazepamın 0.05 mg/kg dozunda (maksimum 20 mg) çiftleşmeden yaklaşık 5–7 dakika önce yavaş intravenöz infüzyon şeklinde uygulanmasının, yeni çevreye bağlı stresin ve olumsuz koşullanmanın libido üzerindeki baskılayıcı etkilerini azaltmada etkili olduğu bildirilmiştir7,9,10. Diazepam bu etkisini GABAA reseptörleri üzerinden merkezi sinir sisteminin uyarılabilirliğini azaltarak meydana getirir11. Ancak sedasyon ve ataksi gibi yan etkiler göz önünde bulundurulmalıdır (Tablo 1).
Libidoyu artırmak için testosteron veya diğer androjenlerin kullanımı önerilmemektedir. Bu hormonlar merkezi sinir sisteminde özellikle hipotalamus ve limbik sistem düzeyinde androjen reseptörleri üzerinden etki göstererek cinsel motivasyon ve uyarılma ile ilişkili nöronal devreleri modüle etse de cinsel davranışı olumlu yönde etkilemeden saldırganlık eğilimini artırabileceği, ayrıca spermatogenezis ve fertilite üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceği bildirilmektedir12-15. Bununla birlikte, bazı olgularda düşük doz testosteron uygulamalarının faydalı olabileceğine dair veriler de mevcuttur. Örneğin, yağlı çözelti formundaki testosteron propiyonatın 50-200 μg/kg dozunda, subkutan yolla iki günde bir ve toplam yedi gün boyunca uygulanmasının, cinsel uyarılmayı ve genital bölge duyarlılığını artırabileceği bildirilmiştir. Ancak bu süreçte, dolaşımdaki testosteron düzeyinin 4 ng/mL’yi aşmaması gerekmektedir ve aygır düzenli ejakülasyon yapmaya başladıktan sonra tedavi sonlandırılmalıdır16.
Normal aygırlarda GnRH analogu olan buserelin uygulamasının; libido, sperm konsantrasyonu, motilite, membran bütünlüğü ve kriyoprezervasyona karşı dayanıklılık üzerinde olumlu etkileri bildirilmiştir. Bu etkilerin, hipofiz GnRH reseptörlerinin uyarılması sonucu LH ve FSH salınımında meydana gelen artışa bağlı olarak testosteron üretiminin ve Sertoli hücre fonksiyonlarının desteklenmesiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Buserelin sabit doz şeklinde, 25 μg dozunda üç saatte bir subkutan enjeksiyon şeklinde ya da çiftleşmeden iki saat ve bir saat önce olmak üzere iki aşamalı 50 μg dozunda uygulanması, bazı aygırlarda cinsel uyarılma, ereksiyon ve ejakülasyonun iyileşmesini sağlamıştır. Bu tedavinin özellikle düşük motivasyonlu ya da deneyimsiz aygırlarda faydalı olabileceği öne sürülmektedir1.
AGRESİF DAVRANIŞ
Aygırlarda görülen açık cinsel davranışlar veya agresif tutumlar, insanlar ve diğer atlar için güvenlik riski oluşturur1. Uygun yönetim ve yeniden eğitimle prognoz genellikle olumludur; tüm personelin sürece dâhil edilmesi büyük önem taşımaktadır. Üreme potansiyeli/gücü sınırlı olan aygırlarda, insan yaralanmalarını önlemek ve atın yaşam kalitesini artırmak amacıyla kastrasyon en uygun yöntem olabilir. İyi yönetilen ancak kontrol edilemeyen vahşi davranışlarda ise ötenazi değerlendirilebilir2.
Aygırlarda asi davranışları kontrol altına almak amacıyla fenotiyazinler [örneğin asepromazin (0.02-0.05 mg/kg, intravenöz/intramusküler)] kullanılabilir. Asepromazin, merkezi sinir sisteminde dopamin D₂ reseptörlerini antagonize ederek uyarılabilirliği azaltmakla beraber periferde α₁-adrenerjik blokaj yoluyla sedatif etki oluşturarak agresif davranışların baskılanmasını sağlar17. Ancak bu ilaçlar priapizm, erektil disfonksiyon ve penil paralizi gibi yan etkilere yol açabilmektedir. Diğer cinsel davranış bozuklukları arasında, farklı çiftlik hayvanı türlerine veya insanlara yönelik anormal cinsel uyarılma, padokta aşırı dolaşma, kendine zarar verme ve erkekler arası agresyon, aygırlarda sık rastlanan problemli davranışlar arasında yer almaktadır18. Kendine zarar verme davranışı, imipramin (0.5-1 mg/kg, oral) veya klomipramin (0.25–0.5 mg/kg, oral) ile tedavi edildiğinde azaldığı ve maksimum etkinin tedavinin 8. gününde ortaya çıktığı rapor edilmiştir (Tablo 1)18,19. Bu etkilerini serotonin ve noradrenalin geri alınımını inhibe edip merkezi duygusal kontrolü arttırarak ve kompülsif dürtüleri baskılayarak gerçekleştirir20. Ayrıca, bazı aygırlarda narkotik antagonist nalmefenin (0.08-0.4 mg/kg doz aralığında) de etkili olduğu belirtilmiştir21. Yine yapılan bir çalışmada seçici serotonin geri alım inhibitörü (SSRI) olan fluoksetin hidroklorür’ün ortalama 0.25 mg/kg dozunda yeme katılarak ortalama 60 gün kadar uygulandığında hayvanların ahırda tutulmasının kolaylaştığı ve davranış sorunlarında etkili olduğu gözlenmiştir22.
PRİAPİZM
Priapizm, cinsel uyarılmayla ilişkili olmayan, uzun süreli penis ereksiyonu olarak tanımlanır23. Bu durum, korpus kavernozumun kanla dolmaya devam etmesi sonucu oluşmaktadır. Aygırlarda ve nadiren kastre edilmiş erkek atlarda, fenotiyazin grubu trankilizanların uygulanması en yaygın neden olarak bildirilmektedir. Fenotiyazinlerin alfa-adrenerjik bloklayıcı özellikleri, penisin detümesansını (penisin ereksiyon pozisyonundan çıkıp normal pozisyonuna dönmesi/inmesi) başlatan sempatik sinir impulslarını engelleyerek kan akışını bozar; bu durum kanın yoğunlaşması, venöz drenajın engellenmesi, ödem, tromboz ve nihayetinde fibrozis ile karakterize patolojik bir döngü oluşturur. Kronikleşen olgularda damar tıkanıklıkları ve kalıcı fibrozis gelişebilir. Fenotiyazin uygulanmasından sonra erkek tayların kısraklarla bir arada tutulması priapizm riskini artırabilir. Fenotiyazin öyküsü olmayan olgularda ise omurilik hastalıklarını dışlamak için kapsamlı nörolojik muayene önerilmektedir2.
Priapizm, veteriner hekimlikte acil müdahale gerektiren bir durumdur. Erken müdahale yöntemleri arasında, yerçekimi etkisini azaltmaya yönelik masaj, askı kullanımı ve yumuşatıcı merhemler yer alır. Ereksiyonun birkaç saat içerisinde sona erdirilmesi, uzun vadeli komplikasyonları önler; bu süreçte antiinflamatuvar ilaçlar da tavsiye edilmektedir. Akut evrede, parasempatik uyarıyı baskılayan antikolinerjik etkili gangliyonik blokör olan benztropin mesilatın (8 mg/450kg canlı ağırlık, intravenöz, yavaş) uygulanmasının, penil vazodilatasyonu ve kavernöz dolumu azaltarak detümesansı desteklediği ve bu nedenle yararlı olabileceği bildirilmiştir. Benztropin ile yanıt alınamayan olgularda, %1 fenilefrin HCl’nin (10 mg/korpus kavernozum, 1 mg/mL konsantrasyona kadar salin solüsyonunda seyreltilmiş) doğrudan korpus kavernozuma enjekte edilmesi önerilmektedir2. Fenilefrin, selektif α₁-adrenerjik reseptör agonisti olarak korpus kavernozumdaki düz kas hücrelerinde vazokonstriktör etki oluşturur; penise gelen kan akımı azalırken venöz boşalma artar böylece kavernöz dolum gerileyerek detümesans sağlanır24. Bir olguda detomidin ve butorfanol ile intravenöz sedasyonun ardından, 10 mg fenilefrin 5 ml %0.9 NaCl içinde seyreltilerek 24 saat içinde iki kez korpus kavernozumun korona glandisinin 1 cm dorso-kaudal bölgesine enjekte edilmiştir. İkinci enjeksiyon sonrası kalıcı detümesans sağlandığı bildirilmişitir (Tablo 1)23. Priapizmin kısa sürede çözülmediği olgularda prognoz genellikle olumsuzdur. Tedaviye yanıt alınamayan olgularda penil amputasyon gerekebilmektedir2.
EREKTİL DİSFONKSİYON
Erektil disfonksiyon, yeterli cinsel uyarıya rağmen aygırın ereksiyon elde edememesi veya ereksiyonu sürdürememesi olarak tanımlanır. Bu durum, psikolojik etkenler ile genital veya nörovasküler sistemlerdeki yapısal ve fonksiyonel anormalliklerden kaynaklanabilir. Parafimozis veya priapizm gibi penisin retraksiyonunu engelleyen durumlar sıklıkla erektil disfonksiyonla sonuçlanmaktadır. Uzamış priapizm ve parafimozis sonrası gelişen tromboz ile ödem, korpus kavernozum dokusunda fibrozis oluşumuna yol açar. Bu patolojik değişiklikler nedeniyle cinsel uyarılma sırasında penis yeterli turgor (ereksiyon) seviyesine ulaşamaz ve intromisyon gerçekleştirilemez. Çoğu aygırda libido normaldir, ancak tekrarlayan başarısız aşım girişimleri bazı bireylerde düşük libido ve frustrasyona bağlı anormal çiftleşme davranışlarına sebep olabilir. Kalıcı erektil disfonksiyona rağmen testiküler fonksiyon korunuyorsa, güvenilir ve hedefe yönelik sperma elde etme protokollerinin geliştirilmesi önem taşımaktadır2.
Aygırların manuel stimülasyon ve penisin tabanına sıcak kompres uygulanarak ejakülasyona eğitilmeleri genellikle başarılı olmaktadır2. Kimyasal ejakülasyon protokolünde ise standart uygulama, oral imipramin (2–3 mg/kg) verilmesini takiben 2 saat sonra intravenöz ksilazin (0.66 mg/kg) uygulanmasını içermektedir. Bu protokolde imipramin, norepinefrin geri alımını inhibe ederek ejakülasyon refleksiyle ilişkili spinal ve sempatik yolakların uyarılabilirliğini artırırken; bunu takiben uygulanan ksilazin, santral α₂-adrenerjik reseptörler üzerinden sedasyon ve davranışsal disinhibisyon oluşturarak ejakülasyonun ortaya çıkmasını kolaylaştırır20. Ejakülasyon genellikle sedasyonun başlangıcında, ksilazin enjeksiyonundan 1–3 dakika sonra ya da sedasyonun etkisinin azalmaya başlamasıyla (ksilazin uygulamasından 15–25 dakika sonra) gerçekleşebilmektedir (Tablo 1). Bu yöntemle elde edilen ejakülasyon başarı oranları %30 ile %75 arasında değişmektedir25-29. Başarı oranları, bireysel aygır özelliklerine bağlı olarak imipramin ve ksilazin dozlarının titrasyonu ile artırılabilir. 2–3 günlük aralıklarla gerçekleştirilen titrasyon çalışmalarında, imipramin dozları 3 veya 5 mg/kg olarak uygulanmış; ardından 2 saat sonra intravenöz ksilazin dozları 0.50, 0.60, 0.65 veya 0.70 mg/kg arasında değiştirilmiş ve başarı oranları %80 ile %100 arasında bildirilmiştir30.
EJAKÜLASYON BOZUKLUKLARI
Ejakülasyon bozuklukları; ejakülasyonun gerçekleşmemesi (aspermi veya anejakülasyon), yetersiz ejakülasyon (oligospermi), erken ejakülasyon, retrograd ejakülasyon ve ürospermi (idrarla karışık ejakülasyon) gibi klinik durumları kapsamaktadır. Erken ejakülasyon literatürde tanımlanmış olsa da aygırlarda nadirdir31,32. Anejakülasyon ise retrograd ejakülasyon, ampullada spermiostazis (spermin duraksaması) veya epididimal aplazi gibi nedenlerden kaynaklanabilir3,4,33. Bu bozukluklar çoğunlukla fiziksel veya nörolojik hastalıklarla ilişkilidir; emisyon ve
ejakülasyon süreçleri sinir ağı, penis anatomisi ve kas-iskelet sisteminin koordinasyonuna bağlıdır. Bel ve arka ekstremite ağrıları, topallık, mesane ağrısı ya da genital bölgelerdeki ağrılı durumlar, pelvik itişi ve uyarılmayı bozarak ejakülasyonu engelleyebilir. Bu nedenle, davranışsal veya psikojenik etkenler araştırılmadan önce fiziksel nedenler mutlaka dışlanmalıdır34. Kronik ağrıya sahip aygırlarda kilo kontrolü, uygun zemin koşulları, fantom yüksekliği ve açısının ayarlanması ile lateral destek kullanımı önerilir; ayrıca nonsteroid antienflamatuvar tedavi yararlı olabilir. Ek uyarı için penis çevresine sıcak havlu uygulanması veya suni vajenin basınç ve sıcaklığının artırılması kullanılabilir. Ağır derecede etkilenen bazı aygırlarda ise, ayakta sperma toplama (ayakta koleksiyon) tek uygulanabilir yöntem olarak tercih edilmektedir1.
Spermiostazis, bazı aygırlarda ampulla ductus deferens’in yeterince boşaltılamamasıyla ilişkilendirilmektedir. Uzun dinlenme dönemlerini takiben elde edilen ejakülatlarda, yüksek sperm konsantrasyonu ve artmış sperm anormallikleri gözlenir. Tanı, ampullaların ultrasonografik değerlendirilmesi ve ardışık sperma alımları ile konmaktadır2,3. Atlarda transrektal ampulla masajı ve oksitosin tedavisinin, ampulla ductus deferens ve ek salgı bezlerinin düz kaslarında bulunan oksitosin reseptörlerini uyarıp ritmik kasılmaları sağlayarak sperm tıkaçlarının atılmasını desteklediği bildirilmiştir. Bu amaçla, yaklaşık 450 kg’lık atlara, ejakülasyon sonrası ve rektal masajın ardından ve sonraki çiftleşme öncesinde 10–20 IU oksitosin intravenöz olarak uygulanmış ve bu protokol, başsız sperm içeriği düşük veya tamamen arındırılmış ejakülat elde edilene kadar tekrarlanmıştır. Ancak, yapılan son ön çalışmalar, 0.05–0.40 IU/kg geniş doz aralığında uygulanan oksitosinin, normal aygırlarda hem çiftleşme sırasında hem de çiftleşme olmaksızın ejakülasyon fonksiyonunu artırmada etkili olmadığını göstermektedir (Tablo 1)16.
Retrograd ejakülasyon, yani ejakülatın mesaneye geri kaçması, aygırlarda tanımlanmış bir bozukluktur4. Travmatik veya enfeksiyöz bir lezyona bağlı olarak mesane sfinkterinin yeterince kapanamaması sonucunda gelişir. Sperma alma sırasında üretrada güçlü ritmik kasılmalar hissedilmesine rağmen, ejakülat ya hiç elde edilemez ya da hacmi oldukça azdır. Buna karşın, iç ve dış genital yapıların görünümünde herhangi bir anormallik saptanmaz1.
Tanı, çiftleşme veya sperma alma girişiminden hemen sonra mesane kateterizasyonu ile alınan idrar örneğinin sitolojik incelemesiyle kolayca yapılabilmektedir4. Oral imipramin (1-3 mg/kg) uygulanması, merkezi ve periferik düzeyde norepineferin geri alımını inhibe ederek sempatik sinir sistemi aktivitesini arttırır; bu etki emisyon sırasında mesane boynunun α- adrenerjik aracılı kontraktilitesini artırarak ejakülata idrar karışmasını önlemede ve uzun süreli ejakülasyon bozukluğu yaşayan aygırlarda kopulasyon sırasında ejakülasyon miktarını artırmada etkili olmaktadır16,20.
Ayrıca, düşük dozlarda uygulanan imipramin, hem aygırlarda hem de kastre atlarda ereksiyon ve mastürbasyonu indükleyebilmekte; ayrıca aygırlarda kopulasyon olmaksızın ejakülasyon eşiğini düşürebilmektedir35. Düşük dozlarda hayvan, rahatsız edilmediği sürece uykulu bir durumda kalmaktadır.
Ejakülasyonun herhangi bir aşamasında değişken miktarlarda idrar atılımı görülebilir ve bu durum spermada idrar varlığına yol açar36,37. Ürosperminin nedenleri tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte, bazı olgularda mesane sfinkterinin kapanamaması sonucu gelişen ejakülasyon bozuklukları ile ilişkilendirilmektedir. Ayrıca nörolojik hastalıklar, equine herpesvirüs tip 1 (EHV-1) enfeksiyonu, intoksikasyon veya ürolitiazis gibi durumlar da ürospermiye yol açabilmektedir. Düzenli olarak aşımda kullanılan bazı aygırlarda bu durum zaman zaman ortaya çıkabilmektedir. Örneğin, nörolojik arka ekstremite bozukluğu bulunan bir aygırda, yalnızca 3 saat arayla iki kez kullanıldığında ürospermi geliştiği bildirilmiştir1. Ürosepermili aygırların yönetimi genellikle güçtür. Çiftleşmeden önce idrar yapmasının sağlanması faydalı olabilir. Bu amaçla aygırın temiz bir ahıra alınması, başka bir aygıra ait dışkıya maruz bırakılması veya diüretik olarak furosemid (1-2 mg/kg, intravenöz) kullanılması önerilmektedir (Tablo 1)38. Bazen çiftleşme öncesinde mesane kateterizasyonu kullanılabilse de, bu yöntemin sık kullanımı komplikasyon riskini artırabilir39. Tedavide, mesane sfinkteri üzerinde tonik etkisi nedeniyle imipramin (0.5-2 mg/kg, oral) kullanımı önerilmektedir1. Ancak, üç üroseprmi vakasında yapılan bir çalışmada bethanekol, imipramin veya furosemid uygulamalarının herhangi bir iyileşme sağlamadığı bildirilmiştir40. Bu durum, tedaviye yanıtın mesane sfinkter fonksiyonundaki bozukluğun derecesine bağlı olabileceğini göstermektedir. Ejakülatın fraksiyonlara ayrılması veya doğrudan santrifüj edilmesi, suni tohumlama uygulamalarında faydalı bir yönetim stratejisi olarak kabul edilmektedir1.
Ejakülasyon bozukluklarının tedavisinde kullanılan birçok protokol, α-adrenerjik aktivitenin seçici olarak artırılması veya β-adrenerjik aktivitenin bloke edilmesi yoluyla düz kas kontraktilitesini artırmaya yöneliktir. Klug ve ark.41 tarafından geliştirilen protokolde, çiftleşmeden 15 dakika önce 0.01 mg/kg dozunda bir α-agonist (L-norepinefrin), çiftleşmeden 10 dakika önce ise 0.015 mg/kg dozunda bir β-antagonist (karazolol) uygulanmış, bu yöntem davranış terapilerine yanıt vermeyen 24 aygırdan 17’sinde başarılı bulunmuştur16,41. Efedrin sülfat ve psödoefedrin, hem α- hem de β-adrenerjik reseptörleri uyararak ve norepinefrin salınımını artırarak kopulasyon sırasında ejakülasyon fonksiyonunu artırmak amacıyla kullanılmıştır6. Ayrıca, bunitrolol ve propranolol gibi β-antagonistler ile fenilpropanolamin gibi α-adrenerjik agonistler de test edilmiştir, ancak bu ajanların çoğunlukla etkisiz olduğu veya her aygırda yalnızca bir veya iki kez ejakülasyon kalitesini artırdığı bildirilmiştir16.
Atlarda prostaglandinlerin üreme davranışı üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmalar sınırlıdır. Bir grup aygırda, genital ve pelvik düz kas kontraksiyonunu artıran PGF2α’nın 0.01 mg/kg dozunda intramüsküler uygulanmasını takiben 10 dakika içinde yaklaşık yarısında spontan ejakülasyon gözlenmiştir. Tüm hayvanlarda ise uygulamayı takiben bir saat içinde en az bir kez ereksiyon meydana gelmiş, fakat ejakülasyonların tamamı penis gevşek konumdayken gerçekleşmiş ve uygulamayı takiben yaklaşık bir saat süren orta şiddette abdominal kramplar da bildirilmiştir16.
Büyüme hormonunun testiküler fonksiyonlarda rol oynayabileceği gösterilmiştir42. Normal aygırlara uygulanan büyüme hormonu tedavisinin spermatogenezi iyileştirmediği, ancak ejakülat hacmi ve jel fraksiyonu hacminde artışa yol açtığı bildirilmiştir43.
AYGIRLARDA İSTENMEYEN LİBİDONUN FARMAKOLOJİK OLARAK BASKILANMASI
Sentetik bir progestagen olan altrenogest, geçici olarak daha yönetilebilir bir hayvan profili oluşturabilmektedir. Altrenogest, progesteron reseptörleri üzerinden hipotalamo-hipofizer-gonadal aksı baskılayarak GnRH, LH ve FSH salınımını azaltır; buna bağlı olarak testiküler testosteron üretimi ve spermatogenezis inhibe edilir44-49. Bir ankete göre, 63 at yetiştirme tesisinin %29’unda aygır davranışlarını düzenlemek için altrenogest kullanımının rapor edilmiştir. Genç aygırlarda (2–4 yaş arası) 0.088 mg/kg dozunda ve 8 hafta süreyle uygulanan altrenogest, testis boyutunda ve libidoda azalmaya yol açmıştır. Taylarda, flehmen refleksi sıklığı ve süresinde azalma, penisin erekte olma süresinde artış ve ereksiyon sıklığında azalma gözlemlenmiştir. Ayrıca sperm üretimi ve kalitesi düşmüş, bu etkiler son tedavi dozundan yaklaşık 8 hafta sonra da devam etmiştir45. İki yaşındaki taylara 0.044 mg/kg, üç yaşındaki aygırlara ise 0.088 mg/kg dozunda altrenogest uygulanması, östrojen düzeyi, skrotal boyut ve spermatik aktivitede azalma ile sonuçlanmıştır45,48. Üç ila 18 yaş arasındaki olgun aygırlara 150 gün boyunca 0.088 mg/kg dozunda altrenogest uygulanması sonucunda, testis boyutunda, sperm üretiminde ve testosteron düzeyinde azalma gözlemlenmiştir. Ayrıca bu aygırlarda cinsel davranışlarda değişiklikler saptanmış; ejakülasyon başarısızlığı ile sonuçlanan sperma alma girişimlerinin sayısında artış, ereksiyon ve ejakülasyona ulaşma süresinde ise uzama meydana gelmiştir. Uygulama sonrası davranış değişikliklerinin kalıcı olduğu, testis boyutu ve sperma parametrelerinin ise uygulamanın bitiminden 90 gün sonra normale döndüğü rapor edilmiştir44.
Aygırlarda üreme aktivitesini baskılamanın bir diğer yolu, GnRH'nın hipofiz reseptörleri üzerindeki etkisini engellemektir. Bu amaçla GnRH aşıları, antagonistleri ve yüksek doz agonistleri kullanılmıştır50. GnRH aşıları, GnRH'nın yabancı bir proteinle konjuge edilerek antijenik hâle getirilmesi ve bir adjuvanla desteklenmesiyle immün yanıt oluşturur48. Gelişen anti-GnRH antikorları, endojen GnRH'ye bağlanarak onun hipofiz gonadotrop hücreleri üzerindeki etkisini engeller; bu da gonadotropin salınımını baskılar ve sonuç olarak steroid hormon üretimi ile spermatogenezi azaltır51. Üç yaşındaki kriptorşid bir aygırda, abdominal testisten testosteron salgısını baskılamak amacıyla uygulanan beş dozluk LHRH (Luteinleştirici Hormon Salgılatıcı Hormon) aşısı, dört ay boyunca etkili olmuş ve böylece GnRH immünizasyonunun etkinliği ilk kez gösterilmiştir52. Aşılamaya yanıt veren olgun aygırlarda testosteron düzeyleri, testis boyutları ve sperm üretimi/kalitesinde azalma gözlenmiş; ancak libido ve saldırganlık üzerinde belirgin bir etki saptanmamıştır. Cinsel davranışı baskılama açısından değerlendirildiğinde, GnRH aşılarının 4 yaşın altındaki genç aygırlarda daha etkili olduğu; olgun hayvanlarda ise yeterli antikor titrelerine ulaşmanın daha zor olduğu ve davranış örüntülerinin daha kalıcı hâle gelmiş olabileceği düşünülmektedir51,53,54. Genç ve olgun aygırlar arasındaki bu farklılık çeşitli çalışmalarla ortaya konmuştur. Örneğin, CoVaccine™ adjuvanlı GnRH tandem dimer-ovalbumin konjugatının iki enjeksiyonu, 3–4 yaşındaki 9 Shetland midillisi aygırın tamamında anti-GnRH antikorları oluşmasına ve 2–5 ay boyunca testosteron üretiminin baskılanmasına yol açmıştır53,54. Aynı aşının iki dozunu alan 8 aktif olmayan damızlık aygırın yalnızca dördünde testosteron düşüşü görülmüş; diğerleri üçüncü veya dördüncü dozdan sonra kısmen veya hiç yanıt vermemiştir. Yanıt veren bireylerde ise dört doz aşılama testosteron düzeylerini yaklaşık bir yıl baskılamıştır51,55. GnRH aşılarının davranış kontrolündeki en önemli yan etki, sperm üretiminin ciddi şekilde baskılanmasıdır. Ancak çalışmalar 2–4 yaş aralığındaki aygırlarda, anti-GnRH antikor titresinin düşmesini takiben geçen 4 ay içinde spermatogenez kapasitesinin tedavi uygulanmamış kontrol hayvanlarla benzer düzeye geri döndüğünü göstermiştir51,54.
GnRH antagonistleri, hipofiz GnRH reseptörlerini kompetitif olarak bloke ederek gonadotropin salınımını baskılar ve LH (Luteinleştirici Hormon) ile testiküler steroid salgısını baskılar49,56. Ancak, GnRH aşılarında olduğu gibi, burada da davranışsal yanıt yaşa bağlı görünmektedir. Genç aygırlarda yüksek doz tek uygulama şeklinde antarelix (100 μg/kg) libidoyu baskılarken49, olgun aygırlarda 35–37 gün boyunca günlük 10 μg/kg dozunda antarelix veya cetrorelix uygulanması dolaşımdaki testosteron düzeylerinde ciddi düşüşlere yol açmasına rağmen libido üzerinde etkili olmamıştır56. Klinik kullanımda, etkin dozlarının yüksek maliyeti nedeniyle bu ajanların davranış kontrolünde kullanımı sınırlıdır51.
Bazı türlerde, yüksek doz kronik GnRH agonisti uygulaması, başlangıçtaki gonadotropin artışının ardından hipofiz desensitizasyonuna ve gonadotropin salınımında azalmaya yol açabilmektedir. Ancak türler arasında GnRH agonistlerinin bu baskılayıcı etkilerine duyarlılık bakımından belirgin farklılıklar vardır ve mevcut veriler, aygırların bu tür baskılamaya karşı dirençli olduğunu göstermektedir51.
SONUÇ VE ÖNERİLER
Aygırlarda fonksiyonel androlojik bozukluklar, üreme performansını ve yetiştiricilik verimliliğini olumsuz etkileyen önemli üreme sağlığı sorunlarıdır. Libido azalması, erektil disfonksiyon, ejakülasyon bozuklukları ve priapizm gibi klinik tablolar, tek başına veya kombine olarak ortaya çıkabilmekte; bu durumların etiyolojisinde hormonal, nörolojik, farmakolojik, çevresel ve yönetimsel faktörlerin karmaşık etkileşimi rol oynamaktadır.
Tanı ve tedavi süreçlerinde başarı oranını artırmak amacıyla aşağıdaki hususların dikkate alınması önem arz etmektedir.
1. Kapsamlı tanısal yaklaşım: Ayrıntılı anamnez, sistematik klinik ve androlojik muayene, davranış gözlemleri, endokrinolojik analizler ve gerekirse ileri görüntüleme yöntemleri birlikte değerlendirilmelidir.
2. Nedene yönelik tedavi protokolleri: Etiyolojiye özgü farmakolojik, cerrahi veya davranışsal tedavi yöntemleri uygulanmalıdır.
3. GnRH analoglarının terapötik potansiyeli: Uygun doz ve uygulama protokollerinde kullanıldığında libido, sperma kalitesi ve kriyoprezervasyon sonrası sperm canlılığı üzerinde olumlu etkiler bildirilmiştir.
4. Priapizm vakalarında hızlı müdahale: Fenotiyazin grubu trankilizanlara bağlı gelişebilen priapizm olgularında, kalıcı doku hasarını önlemek için erken tanı ve acil tedavi esastır.
5. Çevresel ve yönetimsel optimizasyon: Çiftleşme ortamının, dişi uyarımının, bakım ve beslenme koşullarının üreme başarısına etkisi göz önünde bulundurulmalıdır.
6. Multidisipliner işbirliği: Üreme hastalıkları, iç hastalıklar, davranış bilimleri ve cerrahi disiplinlerinin koordineli çalışması, tedavi başarısını artırmaktadır.
7. Araştırma gereksinimleri: Fonksiyonel androlojik bozuklukların patofizyolojisi, hormonal düzenleme mekanizmaları ve uzun dönem tedavi etkinlikleri konularında kontrollü ve geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Sonuç olarak, erken tanı, nedene yönelik tedavi protokolleri ve çevresel faktörlerin optimize edilmesine dayalı bütüncül yaklaşımlar, hem hayvan refahını korumakta hem de damızlık potansiyelinin en üst düzeye çıkarılmasına katkı sağlamaktadır.